Yüksek
Askeri
Şura(YAŞ) adeta krize döndü.
Nedeni belli.
Birincisi, haklarında yakalama emri çıkarılan
Balyoz sanığı albay ve generallerin
terfisi ile ilgili.
İkincisi de
İnternet Andıcı nedeniyle hakkında
soruşturma açılan Birinci
Ordu Komutanı
Orgeneral Hasan Iğsız'ın Kara
Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması ile ilgili.
Balyoz
darbe teşebbüsü nedeniyle haklarında
tutuklama kararı bulunan isimleri yargıya teslim etmemekte ısrarlı davranan
Genelkurmay, bu şekilde söz konusu isimlerin terfisinin de önünde bir engel olmadığını savunuyor.
Oysa hakkında yakalama emri çıkarılan 102 isimden, Afyon'da yakalanan
emekli Albay Ahmet
Şentürk dün
mahkeme kararıyla tutuklandı.
Bu da diğer isimler hakkındaki kararın da tutuklama amaçlı olduğunu, Genelkurmay'ın şu ana kadar
muvazzaf askerleri teslim etmeyerek hukuka direndiğini gösteriyor.
Yine 65'inci madde, bu isimlerin terfi edemeyeceğini net şekilde dile getiriyor.
Başka bir deyişle, Balyoz sanıklarının terfisinde ısrar yoluyla hukuka açık bir direniş var.
Asker halen kendisini hukukun üstünde konuşlandırıyor.
Aslında
Genelkurmay Başkanı Orgeneral
İlker Başbuğ'un göreve geldiği günden bu yana, hukuk karşısında fiili bir direniş gözlemek mümkün.
Demek ki temel sorunlardan ilkini, askerin hukuka teslim olmaması oluşturuyor.
İkinci önemli sorun ise askerin halen
sivillere tabi olmayı içselleştirememesi.
Son YAŞ krizi bu resmin çok açık şekilde görülmesini sağlıyor.
Balyoz sanıklarının açığa alınması bir yana terfi etmelerinin istenmesi gibi, İnternet Andıcı kapsamında ifadeye çağrılan Orgeneral Iğsız'ın da kuvvet komutanı olması talep ediliyor.
Bu çok sorunlu bir talep...
Yasal mevzuat açık şekilde kuvvet komutanlarının atanma
yetkisinin sivillerde olduğunu gösteriyor.
Zayıf sivil yönetimlerin oluşturduğu bir boşluk, geçmişte asker tarafından doldurulmuş olabilir.
Ama yasal bir yetki devri söz konusu değil.
Teamüller de yasanın üzerinde değil.
Yani askerin isim dayatmasının yasal dayanağı bulunmuyor.
Atama konusunda isim dayatılması, askerin halen sivillere tabi olma konusunda sıkıntı yaşadığını gösteriyor.
Oysa
Avrupa Birliği Siyasi Kriterleri'nin ve ileri demokrasilerin en değişmez iki kuralı, hukukun üstünlüğü ve askerin sivillere tabi olmasıdır.
Atanmış bürokratların, seçilmiş sivillere yasal dayanağı olmadığı halde atama listesi dayatması demokrasilerde kabul edilemez.
Demek ki Türkiye'de sivillerin konumlarının ve yasal yetkilerinin sınırlarının daha da net ortaya konulması gerekiyor.
Türkiye'nin yok yere siyasi ve bürokratik krizler yaşamasının önüne ancak bu şekilde geçilebilir.
YAŞ krizi, Türk demokrasisinin sürmekte olan eksiklerini göstermesi açısından çok önemli.
Umarım tekrar edilmemesi için gerekli dersleri çıkarmayı başarırız.