Cemaatlerin orada ne işi var?


Milliyet'ten Aslı Aydıntaşbaş'ın haberine göre hükümet, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde revizyona gidiyormuş. Belgenin eklerinde isimleri sıralanan 'cemaatler' çıkarılacakmış. Başbakan Tayyip Erdoğan 4 ay önce TRT'de katıldığı açıkoturumda işaretlerini vermişti. Halkın iç tehdit biçiminde nitelenmesine itirazlarını dile getirmişti. Gerçekleşirse, bu adım Türkiye'nin normalleşme sürecinin devam ettiğini gösterecek. MGSB, Milli Güvenlik Kurulu'nu siyasetin üzerinde vasi olarak tayin eden 61 ve 82 anayasalarının kilit uygulamalarındandı. Hükümete hayata geçirmekten imtina edemeyeceği 'tavsiye'ler buyuran MGK, kendine ait gizli anayasaya da sahipti. Orgeneral rütbesindeki genel sekreter eliyle uygulanan ve herkesten saklanan metnin aslında fazla önemi kalmadı. 2004 yılında Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde konumu değiştirilen, genel sekreteri sivilleşen MGK gibi belge de eski gücünden uzaklaştı. Yine de cemaatlerin tehdit algılaması dışına çıkarılması ve ismen zikretmekten vazgeçilmesi olumlu ve önemli. Konuyu başa sarıp öyle tahlil etmek lazım. MGSB, neredeyse bütün ülkelerde var. Bizde soruna dönüşmesi, hem usul hem de muhtevadan kaynaklanıyor. Sivil otoritenin sorumlulukla beraber yetkinin sahibi olması gerekiyor. Güvenlik bürokrasisi ile tabii ki istişare edilecek, ancak son sözü yürütme söylemeli. Önceki uygulamada dünyanın aksine askerlerin dayatması söz konusuydu. Usul açısından ikinci hata gizlilik. Demokrasilerde gizli anayasa kavramına yer yok. ABD Başkanı Barack Obama, yaklaşık iki ay önce Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni 'açıkladı'. Türk basınında konuyla ilgili onlarca haber çıktı. İsteyen herkes internet üzerinden birkaç dakikada bu metne ulaşabiliyor. Hakeza diğer ülkeler için aynı şey geçerli. ABD'nin ulusal strateji belgesini haber yapan bizlerin kendi ülkemizinkine ulaşma şansımız bulunmuyor. Gazeteciler bir yana Meclis başkanları bile aynı şeyden şikâyetçi. Senelerce bakanlık yapmış ama 'kırmızı kitabı' görmemiş bakanlardan söz ediyoruz. Tansu Çiller başbakan olduğunda terörle mücadele konusunda sıra dışı şeyler söyleyince, anamuhalefet lideri eski Başbakan Mesut Yılmaz, "Kırmızı kitabı önüne koyduklarında sakinleşir" anlamında cümleler kurmuştu. Çiller, başbakanlıktan önce ekonomiden sorumlu bakandı ve demek ki belgeyi görmemişti. Sivil otoritenin inisiyatifiyle hazırlanması ve aleniyet kazanıp ulaşılabilir olması usul hatalarını bitirir. Gelelim, esasa yani muhtevaya ait eleştirilere: Kişi, topluluk veya daha doğrusu eylemlerin legal olmasına hukuk karar verir. Hukuk kararıyla suçu kesinleşmemiş herkes suçsuzdur. Ortada hâkimi ikna edecek kuvvetli şüpheler varsa en fazla 'sanık' denilebilir. Yargı dışında birilerinin, hele güvenlik bürokrasisinin potansiyel suçlu yaftasıyla yargısız infaz yapması kabul edilemez. Neyin suç olduğu kanunlarla belirlenmiş, uygulayıcısı olarak mahkemeler ve onlara bağlı kolluk kuvvetleri görev başında. Kim sınırı aşarsa hesabını verir. Onun ötesi hukuk devletiyle bağdaşmaz. 12 Eylül'de milletin sırtına geçirilen deli gömleği, 28 Şubat'ta bir beden daha küçültüldü. İsmine veya sahibinin sakalına bakarak köftecilerin dahi fişlendiği, iç tehdit kapsamına alındığı günler yaşadık. Gayrimeşru hiçbir faaliyeti bulunmayan toplulukları, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne yazmak ve tehdit olarak yaftalamak sakat bir uygulamaydı; vazgeçilmesi iyi haber. Sadece bahse konu 'cemaatler' açısından değil, vesayetin kalelerinden birinin daha zayıflaması ve sivil iradenin güçlenmesi açısından önemli bir kazanım.
<< Önceki Haber Cemaatlerin orada ne işi var? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER