PKK elebaşısı Kenya'da yakalanıp getirildiğinde herkes
Öcalan'ın 'bittiği' görüşündeydi.
Hatta bir ay boyunca İmralı'da duruşmaları izlemiş ve idam kararının çıktığı gün 'Şimdi cevabı aranan soru Öcalan'ın nereye gömüleceği' şeklinde haber bile geçmiştim.
Fakat gelinen tablo çok farklı.
İdam edilmese bile hapishanede unutulması beklenen Öcalan'ı bölücü
örgüt adeta siyasi aktör haline getirdi. Üstelik bunu göstere göstere yaptı. Hatta daha da uç bir yorumla Öcalan, 'Meclis'te grubu bulunan bir
terör örgütü lideri' oldu.
Bütün bunlar olurken de
Ankara uyudu. Üstelik gelişmeleri
analiz edip yaşanması muhtemel olayları anlatan uzmanların uyarılarına
kulak tıkadı.
Oysa yapılması gereken çok basit bir şeydi. İmralı'yı 'sırlar adası' olmaktan çıkartıp, sıradan bir cezaevi, Öcalan'ı da sıradan bir mahkûm yapmak gerekiyordu. Ama "Gösteriler olur,
kontrol edemeyiz" diye Öcalan'ı sıradan bir 'F
tipi' cezaevine taşımaya cesaret edemeyenler kendi elleriyle siyasi bir aktör haline getirdiler.
Avukatları ve siyasi çizgideki temsilcileri de sürekli İmralı'yı adres gösterince
gündemi belirleyen bir Öcalan ile karşılaştık. Tabii parti
kapatma sürecinde de örgüt ve yandaşları çok akıllıca oynadı. Partiyi kapattırdı, dağdan inişin sembolik de olsa önünü açtı sonra da Meclis'te kalmaları için direktif verdi.
Ankara İmralı'nın adım adım siyasi aktör haline getirildiğini maalesef okuyamadı. Bu konudaki uyarıları da "Komplo teorisi bunlar" ya da "Öyle istiyorlar ama öyle olacak mı? Meşru talepler değil bunlar' diyerek dikkate almadı. Öcalan kendini pazarlık unsuru haline getirmek için kafasındaki planı adım adım uyguladı ve bugün herkesin "Acaba ne diyecek" diye baktığı bir aktör haline getirdi.
Daha önce de yazdık yine aynı şeyi tekrar edelim. İmralı'nın bir 'sırlar adası' olmaktan çıkarılması şart. Öcalan ile bugüne kadar kimler ne görüşmüşse bunu herkesin bilmesi görmesi gerekiyor.
Özetle; Açılım sürecini en iyi Öcalan anladı. Bu proje kapsamında PKK'nın
tasfiye edileceğini gördü ve sürecin inisiyatifini eline alarak Ankara'yı kendisiyle pazarlığa oturtmak istiyor. Bu nedenle ilk başta DTP'yi öne sürdü, ardından DTP'yi geri çekip PKK ile muhatap bırakmaya çalıştı. Şimdi de eli silahlı gruplara, sokağa ve halkın oyuyla Meclis'e gelmiş siyasilere hakim, herkesin gözünün içine baktığı bir lider olarak
ithal duvar kağıtlarıyla kaplı yeni hücresinde oturuyor.
Açılım süreci gerekliydi. Hükümetin iyi niyetinden de şüphe yok. Ama kritik dönemeçlerde yapılan
küçük hatalar bir anda tabloyu tersine çevirebiliyor. AK Parti'nin geniş kapsamlı bir değerlendirmeyle sürecin inisiyatifini eline alması şart.
Irak Mahmur'dan kurtulmak istiyor
Demokratik
açılım sürecinin koordinatörü İçişleri Bakanı Beşir
Atalay Bağdat'ta. Üçlü mekanizma toplantıları çerçevesinde görüşmeler yapacak.
Başbakan Erdoğan'ın Obama buluşması sonrası bu toplantı çok daha önem kazandı.
Washington'da çerçevesi çizilen konular bu buluşmada ete kemiğe bürünebilir. Ankara'nın bu toplantılardan beklentisi yüksek.
Ağırlıklı gündem Mahmur olacak. Çünkü Mahmur mevcut haliyle Kandil'in lojistiğini sağlayan bir üs şeklinde. Aslında Mahmur'un mevcut durumundan rahatsız olan sadece
Türkiye değil. Sürecin tepesinde bulunan isimlerle yaptığımız bir sohbetten öğrendiğimiz kadarıyla Mahmur'un kapanmasını öncelikle Amerikalılar ve Irak
yönetimi istiyor. Hatta bu amaçla yerel yönetim Mahmur'da çalışmalar da yaptı. Yani Ankara şu anda Mahmur'da kim var, kaç kişi nereden geldi, kim hangi suça bulaştı isim isim biliyor. Kimin nereye gideceğini de. Çünkü halen Mahmur'da bulunanların hatırı sayılır bir kısmı Irak topraklarında kalmak istiyor. Türkiye'ye dönenlerden sonra kalanlar da Irak içlerinde muhtelif yerlere taşınacaklar. Mahmur sonrasında ise sıra Kandil'e gelecek. Bu noktada Amerika'nın desteği önemli. Peki, Washington ne oranda
destek verecek? Konunun muhatapları "Eline silahı alıp savaşmak dışında her türlü desteği verecekler" diye
cevap veriyor. Önümüzdeki günler ilginç gelişmelere gebe...