30 yıldır
terörle mücadele eden bir
ülkeyiz.
Bugüne kadar binlerce şehit verdik. Ama gelin görün ki her saldırıdan sonra sanki terörle ilk kez karşılaşıyormuşuz gibi davranıyoruz. Söylemlerimiz, manşetlerimiz bile aynı.
Oysa yapılacak olan şey belli. Bu gök kubbe altında söylenmedik hiçbir şey kalmadı.
PKK'nın derdi Kürtler'in haklarını aramak filan değil. Türkiye'nin bir eksik
demokrasi sorunu var ama bu sorun Kürtler'e özel değil.
Şu anda
sivil bir anayasa yapmaya çalışan, demokrasi standartlarını her geçen gün yükselten bir ülke var. Yani silahların bugünün Türkiye'sinde yeri yok.
Fakat hep anlatmaya çalıştığımız şey bugünlerde ayan beyan ortaya çıktı. PKK'nın derdi
Öcalan ve
Kandil'deki militanları.
Yani tamamen kendi kontrolünde otonom bir
bölge istiyor. Aksi bir çözümü de çözüm olarak görmediği için görüşme masasını tekmeledi. Şimdi de şiddeti artırıp hükümeti silahla '
terbiye etmeye' çalışıyor.
Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyen komşularımızın olduğu sır değil.
O yüzden PKK saldırılarını artırıp dengeleri değiştirmek istiyor.
Nitekim
Çukurca saldırısı hem güç dengelerini değiştirmek hem de
Kavaklı Kampı'nın intikamı amacıyla yapıldı.
Daha şehitler yeni kaldırılıyorken
ihmal ya da hata arayışına girmek canımızı sıkabilir ama PKK'nın bu saldırısını iyi
analiz edip
tedbir almak zorundayız.
Güvenlik bürokrasisine ulaşan bilgilere göre PKK saldırıyı gerçekleştiren 300 militanını büyük gruplar yerine 3'er 5'er kişilik timler halinde 'sivil görünümlü' olarak bölgeye sokmuş. Bu aşamada ciddi yerel
destek aldıkları da tespit edildi.
Aynı anda birden çok yere
baskın yaparak da esas
hedefi yani Keklikkaya'yı gizlediler. Öyle ki 01.00'de basılan üs bölgesi ile ilgili Ankara'nın ilk bilgisi sabah 06.30'da oldu.
Keklikkaya üs bölgesi dediğimiz yer bir
baraka.
Orada 46 askerimiz var. Üstelik açık hedefsiniz. Mehmetçiklerimiz
Rambo olsa, en üstün silahlarla donatılsa bile böyle bir baskını bertaraf edemezdi.
Artık yanlış yerlerdeki
karakollardan ve savunmada bekleme stratejisinden vazgeçmek zorundayız.
Yoksa daha çok şehit vereceğiz.
Tekrar Çukurca saldırısına dönersek.
PKK'lılar baskını gerçekleştirdikten sonra
küçük gruplar halinde çok farklı istikametlere kaçtılar. Bir kısmı da sivillerin arasına karıştı. Hatta silahlarını muhtelif yerlere gömüp
kaçakçı rolüne soyunanlar da oldu. Yani saldırı gibi kaçış da son derece profesyonel.
Peki bu aşamadan sonra ne yapılmalı?
Dün itibariyle kara harekâtı başladı. Yaklaşık 10 bine yakın askerle operasyondayız. Çok riskli bir sürecin içinde olduğumuz muhakkak. Çünkü görünmeyen bir düşmana karşı binlerce askerle, çok zor bir coğrafyada harekât yapıyoruz.
Öbür taraftan yurtiçinde de yapılması gerekenler var.
Öncelikle açık hedef haline gelen 'üs bölgesi' adındaki barakalardan vazgeçilmeli. Zorunlu olanlar ise tabur seviyesine çıkarılmalı. Bu konuda Genelkurmay'ın talimatı var ama nedense hayata geçirilemedi.
Üs bölgelerinin emniyeti ise seyyar pusu timleri ile sağlanmalı.
Çukurca saldırısı Öcalan'ın Kandil ile irtibatının kesilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Çünkü her fırsatta
örgütü yönetiyor, saldırı talimatı veriyor.
Son dönemde örgüt içinde
İran ve
Suriye kanadının güçlendiği açık. O yüzden bu iki ülkeyle olan ilişkileri tekrar masaya yatırmakta fayda var. Teçhizat olarak yeterince güçlendirilmeyen JÖH ve PÖH timlerine acil takviye yapılmalı. Karakol yapımından İHA'ların alınmasına kadar bir düzine kararın da acilen sonuçlandırılması gerekli.
Özetle, karşımızda gözü dönmüş bir
terör örgütü varken konuşalım çözelim türü fanteziler peşinde koşmanın bir anlamı yok.
Bu arada 'inşallah yanılırım' diyerek bir istihbaratı da not edeyim.
Başkent'e uzanan bilgilere göre öğretmen ve sağlıkçılar başta olmak üzere korumasız sivilleri kaçırıp pazarlık unsuru yapmak isteyecekler.
Eğer devlet ciddiyeti ile
terörle mücadele etmez, Öcalan'ın İmralı'dan örgütü yönetmesine izin verirsek hepimizi zor günler bekliyor demektir.