Yeni dönemde Almanya'nın dış politikası nasıl değişecek?

Almanya'da seçimleri kazanan CDU lideri Friedrich Merz, dış politika ve güvenlik politikalarında yeni bir yön çizeceğinin işaretlerini veriyor. Peki Almanya'nın politikalarında neler değişecek?

SHABER3.COM

Almanya'da seçimler sonuçlandı, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve sadece Bavyera eyaletinde teşkilatlı bulunan kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) seçimlerden birinci çıktı. İki partiden oluşan Hristiyan Birlik önderliğinde bir koalisyon hükümeti kurulması için çalışmalara başlandı.

CDU'nun Başbakan adayı Friedrich Merz, dış politika ve güvenlik politikalarında köklü değişikliklere gitmek istediğinin işaretlerini seçim kampanyaları sırasında da vermişti. Merz seçim akşamında da "Dışarıdaki dünya bizi beklemez. Şimdi hızlı bir şekilde hareket kabiliyetimizi yeniden tesis etmek zorundayız" diyerek hızla kolları sıvayacağı mesajı verdi.

Müstakbel Başbakan iddialı bir takvim oluşturmuş durumda. Paskalya Yortusu'na, yani Nisan ayı ortasına kadar yeni hükümeti kurmayı hedefliyor. Bunun nedenini "Avrupa'da ve dünyada yeniden varlık göstermek, görünür olmak" diye açıklıyor, "Almanya yeniden güvenilir bir şekilde yönetiliyor olacak" diyor.

Almanya'dan beklentilerin ne denli yüksek olduğunu Merz son haftalarda gerçekleştirdiği çeşitli görüşmelerde dost ülke liderlerinden yeterince duyma fırsatı buldu. Ukrayna'ya destek, Avrupa'nın savunma kabiliyeti, transatlantik ilişkiler gibi çeşitli önemli konularda Almanya'dan hem sahada aktif rol oynaması hem de kendi girişimlerini başlatması bekleniyor.

Avrupa'nın güçlendirilmesi mutlak öncelik

Özellikle de ABD'de Donald Trump'ın başkanlık görevine yeniden gelmesi sonrasında Almanya'nın Avrupa'da daha aktif rol oynaması beklentisi daha da arttı. Trump'ın daha görevdeki ilk haftalarında transatlantik ilişkiler ağır hasar gördü. Ukrayna konusunda Avrupa ile çizilmiş ortak rotaya sırtını dönen Trump, savaşı sona erdirmek için Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'i dışlayarak doğrudan Rusya ile görüşmeye başladı, hatta Ukrayna liderini "diktatör" diye nitelendirdi.

CDU lideri Merz, seçim akşamında yaptığı konuşmada ABD'nin Ukrayna konusundaki rota değişikliğine de değinerek "ABD Başkanı'nın son ifadeleri sonrasında Avrupa'nın kaderinin Amerikalıların, Amerikalıların bu kesiminin, bu yönetimin umurunda olmadığı artık çok açıktır" dedi. Merz bu nedenle "ABD'den adım adım gerçek anlamda bağımsızlık için Avrupa'nın güçlendirilmesinin kendisi için mutlak öncelik olacağını" söyledi.

CDU lideri, tüm bunlardan bağımsız olarak transatlantik ilişkilerin korunması için her şeyi yapacağını da sözlerine eklerken "İlişkiler bozulacak olursa bu sadece Avrupa'ya değil, ABD'ye de zarar verecektir" dedi.

Merz daha seçim akşamından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Bu görüşme Macron'un Donald Trump ile buluşmak üzere Washington'a seyahat ettiği saatlere denk geldi. Merz, seçimler sonrasında düzenlediği ilk basın toplantısında deneyimli bir devlet adamı görünümü vermeye çalışarak Macron ile tutumlarının birebir örtüştüğünü söyledi. Merz, şimdiye kadar hiçbir hükümet görevi üstlenmemiş bir politikacı.

Sosyal Demokratlarla koalisyon arayışı

Ancak Merz'in dış politikaya odaklanabilmesi için öncelikle iç politikayla uğraşması ve hareket kabiliyetine sahip bir hükümet kurması gerekiyor. Seçimlerde yüzde 28,5 oy alan Hristiyan Birlik partilerinin hükümet kurabilmek için bir koalisyon ortağına ihtiyacı var. İlk adres ise bir önceki koalisyon hükümetinin büyük ortağı olarak seçimlerde büyük kan kaybı yaşayan ve yüzde 16 ile tarihinin en düşük oyunu alan Sosyal Demokrat Parti(SPD). Ancak buna rağmen iki partinin sandalye sayısı, Federal Meclis'te istikrarlı bir çoğunluk sağlamaya yetiyor.

CDU, SPD'li mevcut Başbakan Olaf Scholz'u, Avrupalı partnerlerle yeterince yakın iş birliği yapmamakla eleştiriyor. Trump'ın izlediği dış politikaya tepki olarak düzenlenen gayriresmi AB liderler zirvesinin Fransa'nın girişimiyle gerçekleşmesini, Almanya'nın aktif rol oynamamasını örnek gösteriyor.

Birleşik Avrupa'da öncü rol

CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann seçim kampanyaları sırasında "Almanya olarak Avrupa'da yeniden öncü rol oynamalıyız. Tepeden aşağı değil. Fransa ile, Polonya ile, güçlü bir Avrupa Birliği ile" demiş, "Sayın Scholz'un yaptığı gibi, tek başına izole bir şekilde Bay Putin'e yanaşmaya çalışmayacağız" ifadesini kullanmıştı.

Başbakan Scholz'un Kasım ayı ortasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesi yoğun tartışma ve eleştirilere yol açmıştı. CDU ise Fransa, İngiltere ve Polonya gibi Avrupalı partnerlerle istişare içinde yapılan girişimlerin daha etkili olduğu görüşünde. Merz bir konuşmasında bu konuyla ilgili olarak, "Mesaj çok açık olmalı: Avrupa kararlı bir birlik içindedir" demişti.

Ancak Ukrayna konusunda Hristiyan Birlik partileri ile SPD arasında aşılmayacak uçurumlar bulunmuyor. İki taraf da Ukrayna savaşını sona erdirmek üzere yapılacak müzakerelerden Ukrayna ve Avrupa'nın dışlanmaması, Almanya'nın Ukrayna'ya silah yardımının sürdürülmesi gibi konularda mutabık.

Ancak görüş ayrılıkları da var. Friedrich Merz seçim kampanyaları sırasında Alman Taurus füzelerinin Ukrayna'ya gönderilmesini savunmuştu. Başbakan Scholz ise 500 kilometreye varan menziliyle Rusya topraklarını vurabilecek seyir füzelerini Almanya'nın savaşın içine çekilmesini önlemek gerekçesiyle Ukrayna'ya vermekten kaçınmıştı.

Artan harcamalara kaynak arayışı

Rusya'nın Ukrayna'ya saldırdığı 24 Şubat 2022'den bu yana Almanya Ukrayna'ya 28 milyar euro değerinde askerî yardım yaptı ve böylelikle ABD'nin ardından Kiev yönetiminin en büyük ikinci destekçisi oldu. Donald Trump liderliğindeki mevcut ABD yönetimi ise Ukrayna'ya yardımların öncelikle Avrupalıların görevi olduğunu savunuyor. Trump yönetimi ayrıca Avrupa'nın savunma kabiliyetini geliştirme işiyle de artık Avrupalıların kendisinin ilgilenmesi gerektiğini söylüyor.

Ancak tüm bunlar büyük maddi kaynak gerektiriyor. Almanya'nın bütçesinde şimdiden büyük bir delik açılmış durumda. Koalisyon müzakerelerinde en tartışmalı konulardan biri, açığı kapatacak kaynağın nereden sağlanacağı olacak. Kaynak yeni kredilerle mi sağlanacak yoksa bütçedeki diğer kalemlerden mi aktarılacak? SPD, yeni borçlanmanın kaçınılmaz olduğu görüşünde. Bu da yeni borçlanmayı sınırlandıran borç freninin gevşetilmesi anlamına geliyor. Merz ise tam tersi görüşte. CDU lideri, kaynağın ekonomide büyüme ile sağlanabileceğini, bunun için sosyal ödeneklerden kesinti yapılmasını savunuyor. Ancak sosyal kesintiler Sosyal Demokratlar için kabul edilebilir bir çözüm değil.

Tutuklama emrine rağmen Netanyahu'ya davet

CDU lideri Merz, seçimlerden sonra düzenlediği ilk basın toplantısında Ortadoğu konusunda izleyecekleri politikanın detaylarına değinmese de İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yaptığı davet dikkat çekti. Merz, iyi tanıdığını söylediği Netanyahu'ya "Tutuklanmaktan korkmaksızın Almanya'ya gelebileceği" güvencesi verdiğini belirtti. Merz, bir İsrail Başbakanının Almanya'yı ziyaret edememesinin kendisi için "sapkın bir düşünce" olduğunu söyledi.
<< Önceki Haber Yeni dönemde Almanya'nın dış politikası nasıl değişecek? Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER