|
MCCARTHY LİSTESİ 
Haberi kaynağından alıp aktarıyorum: YÖK'ün iki gün önce atadığı 28 dekandan 11'i 'türban destekçisi' imiş...
Haberin kaynağı Milliyet gazetesi. Aynı gazete bir süre önce YÖK'ün sunduğu listeyi üzerinde yaptığı birkaç oynamayla onaylayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanmış rektörlerin dökümünü de “23 yeni rektörden 16'sı türban destekçisi” olarak vermişti...
Belli ki, Milliyet, bundan sonra yapılacak her atamayı, Meclis'in çıkardığı üniversitelerde kılık-kıyafet yasağını sona erdirme amaçlı anayasa değişikliğini tasvip ettiklerini bir bildiriyle açıklayan öğretim üyeleri ekseninden haberleştirmeye devam edecek...
Gazete “Bunlar türban destekçisi” diye isimlerini sunduğu dekanların yanında “Üniversitelerde kılık-kıyafet özgürlüğüne hayır” dediklerini varsaymamız gereken öğretim üyelerinden dekan olarak atananların isimlerini vermemiş... Oysa onların adedi daha fazla: 17...
Neden acaba?
YÖK'ün -gazeteye göre- 'özgürlük yanlısı olmayan' 17 öğretim üyesini dekan atamasına ne diyeceğiz? Ya da Cumhurbaşkanı Gül'ün bir kalem darbesiyle önlerini kesebilecekken 7 'özgürlük karşıtı' ismi rektör atamasına?
Merak etmeyin, üniversite öğretim üyelerini 'özgürlükçü' ve 'özgürlükçü olmayan' diye iki gruba ayırıp farklı muameleye tâbi tutulmalarını tasvip etmiyorum. Tabii tek bir şartla: Üniversitede ders veren hocaları 'türban destekçisi' ve 'türbana karşı' olarak ayrımcılığa tâbi tutmamak şartıyla... Bir listeye bakar ve oradan 'ayrımcılık' yapmaya yarayan bir sonuç çıkartırsanız, aynı listeden farklı bir ayrımcılık yapmaya yarayacak farklı bir sonuç çıkartanlar da çıkabilir...
Öyle anlaşılıyor ki, YÖK dekan atarken, Cumhurbaşkanı da atanan rektörleri onaylarken o listeyi göz önünde tutmuyor. Tutsaydı, hiç değilse 7 rektör aradan sızamazdı...
Bazılarının zihni 'ayrımcılığa' yatkındır. 1946'da Ankara'da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde kaynatılan 'cadı kazanı' (Uğur Mumcu, olayı, 'Cadı Kazanı' adlı kitabında anlatır), tek parti döneminin bütün önyargılarını yansıtıyordu. 27 Mayıs (1960) askerî darbesinden sonra üniversitelerden 147 öğretim üyesinin kovulduğunu biliyoruz. 12 Eylül (1980) müdahalesinden sonra çıkartılan 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası üniversiteler üzerinden bir karabasan gibi geçmişti.
Demek bu zihniyetin eline bir fırsat daha geçse, Milliyet'in haberinde kullandığı listedeki isimlere gün yüzü göstermeyecekler!
Milliyet'i hazırlayanlara, “Bu ne demek oluyor?” diye sorsak verecekleri cevabı çok merak ederim. Yaptıkları, düpedüz ayrımcılıktır, üniversitelerin içine fitne ve fesat tohumları ekmektir... Yarın öbür gün bu insanların makalelerini yayımlattıkları dergilerin hedef tahtası yapıldığını, yazdıkları kitapların yakıldığını görürsek hiç şaşırmayacağım.
Benzeri listeler Nazi Almanyası ile Faşist İtalya'da bu tür sonuçlar doğurmuştu çünkü... Joseph McCarthy'nin etkisindeki 1950'ler Amerikası, listelerde isimleri yer alan insanların mesleklerini icra etmelerini her yola başvurarak engellemesiyle meşhurdu.
Yazık, hem de çok yazık!
“Medya solun elinde” diye bir önkabul var ya, gazeteleri çıkartan 'ayırımcı' zihinlerin 'sol' ile irtibatını kurmak bu anlamda gerçekten çok zor. Başka bir şablona uyuyorlar da, 'sol' diye bildiğimiz öğretiye ters bir şablon o... 23.Kasım.2008 11:33:15 |
|
|