Genel
seçimi, "
AK Parti ve onun karşısında olanlar" diye kutuplaştırmaya çalışanlar var. Özünde hoşgörü ve uzlaşma olan
demokrasiyle taban tabana zıt bu yaklaşım, en çok da gerilimden medet umuyor.
Cumhurbaşkanı Sezer'in, YÖK'ün, yargının ve Genelkurmay'ın da taraf olduğu bu süreçte, korkunun
egemen kılınmaya çalışılması dikkat çekiyor.
Cumhuriyet bu
ülkede, korkuları
tasfiye etmek, yönetimi milletin iradesine vermek gayesiyle ilan edilmişken, kendilerine göre statüko tesis eden bir Cumhuriyet elitinin, bugün
halkın iradesinden şikâyetçi olması ne büyük bir tezattır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine yapılan itirazlarda, bu tezat bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
AK Parti üzerinde, yeni bir
toplum mühendisliği projesiyle
psikolojik bir harp yürütülüyor. Yok,
kapatma davası açılacakmış.. yok, emir komuta dışında bir
darbe olabilirmiş.. yok, AK Parti tek başına yine iktidara gelirse hükümet kurdurulmazmış... AB üyelik sürecinde nasıl bir ülke bu
Türkiye?
Ama iyi oluyor. Bu süreç, tam bir turnusol kâğıdı gibi, demokraside kimin rengi nedir belli ediyor. Ne kadar da çok demokrasi takiyecisi varmış... Bu süreçten ben AK Parti'nin de dersler çıkardığına inanıyorum. Dik durmanın önemini daha iyi anladıklarını düşünüyorum. Evet dik durmanın bir bedeli vardır; ama eğilmenin bedeli daha büyüktür.
Bugün dik durmak ,demokrasinin yanından uzaklaşmamak demektir. Demokrat tavır hakkında tereddütler uyandırmamak demektir. Hiçbir konuda anlaşamayan AK Parti ve CHP'nin, bağımsızların isimlerinin birleşik oy pusulasında yer almasıyla ilgili
Anayasa değişikliğinde
ittifak etmeleri, bu açıdan dikkatlerden kaçmamıştır.
AK Parti üzerinde
evet bir oyun oynanıyor. AK Parti'nin bu oyunları bozmada en kuvvetli silahı, hoşgörü, herkesi kucaklama ve demokrat tavırdır. Meselâ yazarlar, akademisyenler, sosyologlar o peş peşe yapılan mitingleri eleştirebilirler. Ama AK Parti yöneticileri, işin iç yüzü başka bile olsa, bu mitingleri bir demokratik tepki olarak niteleyip hoşgörülü davranabilirler. "Yanlış anlaşılmalara fırsat vermemek için daha dikkatli davranmamız gerektiği görülüyor" gibi bir üslûp kullanabilirler. Gerilime meydan vermeme sorumluluğu bunu gerektirir. Bu millete
siyasetle
hizmet etme zemininden daha büyük bir yutkunma, sineye çekme, kan kusup kızılcık şerbeti içtim deme zemini yoktur. Çelikten sinirleriniz varsa zaten siyaset, maraton yerine kısa mesafe koşusuna dönüşmez, dönüşemez.
AK Parti, gerilim ve korkutma ile atağa kalkan statükoculara, şaşırtıcı hamlelerle karşılık verebilir. Madem tam üye olduğumuzda
Avrupa Birliği içinde kendi inancımızdan, düşüncemizden olmayanlarla birlikte çalışılacak.
Egemenlik paylaşımı mademki,
AB üyeliği gerçekleşse de gerçekleşmese de günümüz dünyasının bir gerçeğidir. O halde AK Parti, şimdiden yönetimde paylaşmayı başarabilmeli, başkalarıyla birlikte çalışma erdemini gösterebilmelidir.
4 Haziran'da Yüksek Seçim Kurulu'na teslim edilecek milletvekili
aday listeleri bu yöndeki iradenin bir belgesi olmalıdır. Meselâ o listelerde, neden Alevî vatandaşlarımızın temsilcileri olmasın... Hatta listelerde -bunu derken bile rencide edici olduğumuzun farkındayım-
Ermeni, Rum ve
Yahudi vatandaşlarımızın temsilcileri bulunmasın... Bu toprakların hoşgörü ve uzlaşmanın beşiği olduğu yine bütün dünyaya hatırlatılmasın... Elbette, yarın partiyi terk edecek karakterde insanlara geçit verilmesin. Ama samimi ve demokrat tavır cesaretle ortaya konulsun.
Siz, statükoculardaki şaşkınlığı o zaman seyredin...
Hüseyin Gülerce/Zaman