Ona göre isminin bir önemi yok. Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma… “Çünkü…” diyor, “Benim gibi binlerce, hatta on binlerce
arkadaş var.” Aslında çok değil birkaç ay öncesine dönersek şimdilerde üzerine sinen bezginliğin sebeplerini görebiliyorsunuz. Geçen haziran bitirir
Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ndeki öğrenimini. Senelerdir hayalini kurduğu öğretmenliğin önünde artık tek bir engel kalmıştır:
Kamu Personeli
Seçme Sınavı (
KPSS). Zaten nisandan beri bu seddi aşmak için gece gündüz çalışmıştır. Nihayet temmuzda imtihana girer. Sorular biraz zorlasa da üstesinden gelebilmiştir. Hesapları tutarsa iyi bir puan alacak ve hayırlısıyla eylülden itibaren ilk öğrencilerine kavuşacaktır. Ama
hesap çarşıya uymaz…
Bundan sonrasını tüm
Türkiye birkaç haftadır konuşuyor. Yıllardır yaşanan sınav sorularının çalınması skandallarından biri çıkar karşısına. Lakin televizyonlara, gazetelere ve internete yansıyan bilgi kirliliği karşısında ümitleri iyice karamsarlığa dönüşür. Bazı basın yayın organları “cemaat', ‘organize', ‘hükümet yanlısı' gibi kerameti kendinden menkul iddialarla
hedef göstermiş, sonra konunun başka tarafları ortaya çıkmaya başlamış,
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu,
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu ve yargı devreye girmiş, kimilerince kasten bulandırılan suyun berraklaşması beklenmeye başlamıştı. Tabii arada, Millî Eğitim Bakanlığı öğretmen atamalarını, YÖK de onun gibi binlerce gencin iştirak ettiği KPSS'nin eğitim bilimleri testini iptal etmişti.
Tüm bunlardan sonra soruyor: “Anlaşıldı ki bir yerlerde sıkıntı var. Sistem mi, çeteler mi bilemem ama tüm bunlarda bizim gibi dürüstçe yola çıkanların kabahati ne? Devlet memur almak için illa sınav yapmak zorunda mı? Başka yolu yok mu?” Haftaları bir bir deviren
KPSS skandalının ardından belki de asıl bu suallere
cevap bulmak gerekiyor. Çünkü yüz binlerce zihinde aynı sorular yer alıyor, hatta yenilerini de besliyor.
Cevap üretmesi beklenen devlet erkânı, meseleyi kendilerince “liyakat” penceresinden ele alıyor. Dillendirilen
savunma: “Uzun yıllar ‘hamili
kart yakinimdir' kontenjanından mevki ve makamlar el değiştirdi. KPSS gibi genel bir
yarışla bunun önüne geçilmeye çalışıldı.” Tabii bu müdafaa sadece mevcut iktidarın değil, süreci 1999'da başlatan siyasi gücün de temel gerekçesiydi.
O günleri kısaca bir hatırlarsak karşımıza şu tablo çıkıyor: İlk kez
devlet memuru olarak atanacaklar için Mecburi Yeterlik ve
Yarışma Sınavları Genel Yönetmeliği”nin 26. maddesine eklenen Ek Madde 1 il
e devlet memuru statüsüyle çalışmak isteyenlerin yazılı
sınavlarının yılda ikiyi geçmeyecek şekilde Devlet Personel Başkanlığı'nca
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (
ÖSYM)'na yaptırılacağı hükme bağlanmıştı. Hazırlanan ilk sınava da yaklaşık 1 milyon kişi başvurmuştu. Ardından sırasıyla 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010'da imtihanlar düzenlendi. Ve her birinde de katılan sayısı arttı.
Böylelikle KPSS milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir eşik haline geldi. Bunun yanında dershanecilik sektöründe de sadece söz konusu imtihana dönük gelişmeler yaşandı. Ülke çapında sadece memur adaylarına
hizmet veren dershaneler kuruldu veya mevcutlar yönünü öğrencilerden bu kesime döndürdü. Yarış kızıştıkça pay kapmak isteyenler arasına para karşılığı başkalarının yerine sınava girmek isteyenler de katıldı. Küçük gruplar halinde çalışanların yanında organize
suç örgütü denilebilecekler de iştirak etti. Yer yer sınavın muhtevasına dönük eleştiriler de dillendirildi. Hasılı sesler şimdi gür çıksa da tepkiler daim vardı. Tabii resmin bütünü alttan gelen ‘haksızlık var!' fısıltılarını bastırabiliyordu. ÖSYM Başkanı Prof. Dr.
Ünal Yarımağan'ın istifasına ve birlikte çalıştığı 9 kişinin görevden alınmasına uzanan akıştaysa artık söz konusu tepkiler fısıltıdan duyulabilir noktaya erişme fırsatı yakaladı. Elverir ki ilgililer işitmek istesin. Aslında başta YÖK yetkililerinin ilk anda ortaya koyduğu müdahaleler, şimdiye kadar ağır aksak ilerleyen, bugünse içine kurt düştüğü saklanamaz hale gelen
sistemi düzeltmek için umut veren cinsten. Üstüne bir de iptal edilen eğitim bilimleri testinin yeni tarihi 31
Ekim diye açıklanınca bazı aksaklıkların düzelebileceğine dair işaretler kendini gösteriyor. Fakat artık anlaşıldı ki KPSS gibi insanların hayatlarını ilgilendiren önemli sınavların sistemi hatayı minimize edecek biçimde en kısa sürede düzeltilmeli.
Konunun birinci derece ilgililerinden öğretmenlere
kulak verirsek, ki asıl kanayan yara bu noktada, her branşa özel testler hazırlanmalı. Böylelikle tarih öğretmenliği mezunu biri kendisini doğrudan ilgilendirmeyen testlerle karşılaşmamalı. Yine kurumların alım kriterleri tekrar elden geçirilmeli. Hatta mümkünse bazı kurumlara özel sınavlar ÖSYM ile sağlanacak koordinasyonla ama işle alakalı nitelikler göz önünde bulundurularak tertiplenmeli.
Nihayet başladığımız gibi bitirirsek... Yine onun sesine kulak verelim: “Bir sınav benim ve yüz binlerce kader arkadaşımın ümitlerine ve iki ayına mal oldu. Hatasız bir sistem olmadığını ben de biliyorum ama devlet büyüklerimiz en azından daha iyi bir düzen için ter dökebilir. Bu da şimdikinden çok daha adil olur.”
SEDAT GÜLMEZ